Adliye Koridorlarından Sandığa: Baskı Arttıkça Muhalefet Devleşiyor!
Son yıllarda CHP ve özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere partinin önde gelen isimlerine yönelik “hukuk üzerinden” yürütülen süreçler, Türkiye’de siyasetin en tartışmalı başlıklarından biri haline geldi. Yargı kararlarının siyasi motivasyonla alındığı eleştirileri, kamuoyunda geniş yankı buluyor. Ancak iktidar, bu baskıların sandıkta kendisine yarayacağını sanıyor. Oysa hem Türkiye’nin yakın tarihi hem de dünyadan çarpıcı örnekler, tam tersini gösteriyor.
Hukukun siyasallaştırılması, muhalefeti mağdur göstererek seçmen nezdinde sempati yaratıyor ve 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde görüldüğü gibi iktidara ağır bedel ödetiyor.
Türkiye’de en net ve yakın örnek, 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimidir. 31 Mart 2019’da Ekrem İmamoğlu’nun CHP adayı olarak az farkla kazandığı seçim, Yüksek Seçim Kurulu’nun “hukuki” gerekçelerle iptal edilmesiyle yeniden yapıldı. İktidar, bu iptali “usulsüzlük” olarak savundu. Ancak 23 Haziran 2019’daki tekrar seçiminde İmamoğlu, oy farkını yaklaşık 800 bin oya, yani dört katına çıkardı. Seçmen, “müdahaleye” açık bir tepki gösterdi. Sandık sonuçları, hukuk kılıfı altında yapılan baskının ters teptiğini çarpıcı biçimde kanıtladı. İktidar o günden beri İstanbul’u geri alabilmek için yeni “hukuki” hamleler peşinde koşsa da, her adım seçmen hafızasında “eski defterin açılması” olarak kayıtlara geçti.
Benzer bir dinamik, dünyanın farklı coğrafyalarında da tekrar tekrar gözlendi. Brezilya’da Luiz Inácio Lula da Silva’ya yönelik süreç, tam bir laboratuvar niteliğindedir. 2018’de “Lava Jato” (Yıkama Operasyonu) kapsamında siyasi motivasyonlu yolsuzluk suçlamalarıyla hapse giren Lula, dönemin sağcı iktidarı tarafından “siyaset dışı bırakılmak” istendi. Ancak Brezilya Yüksek Mahkemesi 2019’da davaların usulsüzlüğünü tescilledi ve Lula serbest bırakıldı. 2022 başkanlık seçiminde Lula, rakibi Jair Bolsonaro’yu ezici bir farkla yendi. Hukuk üzerinden yapılan baskı, Lula’yı “mağdur kahraman” haline getirmiş, muhalefeti konsolide etmiş ve iktidarı sandıkta alaşağı etmişti. Brezilya halkı, “yargı sopasını” net bir biçimde reddetmişti.
Pakistan’da Imran Khan örneği de bir o kadar çarpıcı. 2022’de başbakanlıktan düşürülen Khan, 2023’te “yolsuzluk” ve “devlet sırlarını ifşa” gibi suçlamalarla tutuklandı. Hükümet, Khan’ın partisi PTI’ye de ağır baskı uyguladı; parti içindeki isimler tutuklandı, mitingler engellendi. Ancak Şubat 2024 genel seçimlerinde PTI destekli bağımsız adaylar, parlamento sandalyelerinin büyük çoğunluğunu kazandı. Seçmen, “hukuki” kılıflı baskıya sandıkta cevap verdi. Khan’ın hapishaneden bile “gölge başbakan” etkisi yaratması, iktidarın hesaplarını altüst etti.
Malezya’da Anwar Ibrahim’in hikâyesi ise adeta “klasik” bir ders kitabıdır. 1998’de başbakan yardımcılığı görevinden uzaklaştırılan Anwar, “sodomi” ve yolsuzluk suçlamalarıyla yıllarca yargılandı, hapsedildi. Dönemin Mahathir Mohamad hükümeti, Anwar’ı siyasi rakip olmaktan çıkarmak için hukuku kullandı. Ancak Anwar, hapishaneden “reform” sembolü haline geldi. 2018 genel seçimlerinde muhalefet koalisyonu Pakatan Harapan iktidara geldi ve Anwar, 2022’de başbakan oldu. Yıllarca süren hukukî baskı, onu zayıflatmak yerine Malezya siyasetinin en güçlü figürlerinden biri yapmıştı.
Bu örneklerin ortak noktası basit: Hukuk, siyasal bir silah olarak kullanıldığında seçmen nezdinde “adaletsizlik” algısı yaratıyor. Mağduriyet, muhalefeti birleştiriyor; iktidarı ise “korkak ve haksız” gösteriyor.
Türkiye’de de CHP’ye yönelik son dönemdeki idari ve yargısal adımlar, aynı senaryonun tekrarlandığını düşündürüyor. Her yeni “soruşturma”, her yeni “görevden alma” girişimi, 2019 İstanbul’unu hatırlatıyor. Seçmen, “hukuk” adı altında yapılanı unutmaz; tam tersine, sandıkta öfkesini gösterir. İktidarın, dünyadan ve kendi tarihinden ders alması gerekiyor. Hukuki baskılar, kısa vadede muhalefeti susturur gibi görünse de uzun vadede seçmen iradesini tahrik eder. Geçmişte olduğu gibi, sandıkta ters tepeceğini söyleyebiliriz.
Çünkü demokrasilerde son sözü, ne yargı ne de iktidar söyler; sözü daima halk söyler.
Yorumlar
Yorum Gönder