Hukukta "Truva Atı" Yöntemi mi? İşte Konuşulanlar!
Ankara kulislerinde bugünlerde Türkiye’deki hukuk sisteminde yaşanan yapısal sorunlar ve toplumda giderek artan "cezasızlık algısı"; bağımsız hukukçular, muhalif çevreler ve eski yargı mensupları arasında hararetle tartışılıyor. Bu tartışmaların odağında, 1926 yılında kabul edilen laik Medeni Kanun’un; aile, miras ve kadın-erkek eşitliği gibi alanlardaki hükümlerinin fiili uygulamada yeterince korunup korunmadığı sorusu yer alıyor.
Bazı yorumcular, yaşanan yargı krizlerinin tesadüf olmadığını, yargıdaki siyasallaşma ve yüksek mahkeme kararlarının uygulanmamasının laik hukuk ilkelerini aşındırdığını savunuyor. Kulis bilgilerine göre bu süreç, "hukukun üstünlüğü" ilkesini zayıflatırken vatandaşlarda "devlet hukuku yerine güçlünün hukuku" algısını pekiştiriyor.
Anayasa Mahkemesi (AYM) Kararlarının Uygulanmaması
Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca bağlayıcı olan AYM kararlarının uygulanmaması, hukuk devletinin temel unsurlarına yönelik bir tehdit olarak görülüyor. Özellikle Can Atalay dosyasında AYM’nin 2023 yılında verdiği hak ihlali kararlarına rağmen Yargıtay’ın sergilediği tutum, "yargı organları arasında yetki çatışması" olarak nitelendiriliyor. Emekli bir yargı mensubu, kulislerde bu durumu şu sözlerle özetliyor: "AYM kararlarının sistematik olarak göz ardı edilmesi, Medeni Kanun’un dayandığı laik hukuk düzeninin temellerini sarsmaktadır."
Tarikat ve Vakıf Bağlantılı İstismar Vakaları
Hiranur Vakfı (6 yaşındaki H.K.G. davası) gibi tarikat ve yurt bağlantılı çocuk istismarı iddiaları kamuoyunda infial yaratmaya devam ediyor. Bu dosyalarda soruşturma süreçlerinin yavaş ilerlemesi veya "dini hassasiyetlerin" bir savunma argümanı olarak gündeme gelmesi, muhalif hukuk çevrelerinde sert eleştirilere yol açıyor. Bağımsız raporlar, bu tür vakalarda cezasızlık algısının güçlendiğini ortaya koyarken; kulislerde, "laik medeni hukukun yerini fiili dini teamüllerin aldığı" iddiaları yüksek sesle dillendiriliyor.
İstanbul Sözleşmesi ve Kadın Cinayetleri
2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı sonrası veriler, tablonun ağırlaştığını gösteriyor. Sivil toplum örgütlerine göre 2021-2025 döneminde 1200’den fazla kadın cinayeti ve yüzlerce şüpheli ölüm kaydedildi. 6284 sayılı Kanun’un uygulanmasındaki aksaklıklar ve yargılamalarda "ailevi nedenler" gibi gerekçelerle gidilen ceza indirimleri, tartışmaları körüklüyor. Kadın hakları savunucuları, Medeni Kanun’un eşitlikçi ruhunun şiddet vakalarında fiilen korunamadığını belirtiyor.
Yargıda Yapısal Dönüşüm ve HSK
2010 referandumu sonrası Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yapısında yapılan değişiklikler, yargı bağımsızlığı tartışmalarının merkezinde kalmaya devam ediyor. Aile ve miras davalarında "dini/manevi unsurların" kararlara sirayet ettiği iddiaları, bağımsız hukukçular tarafından laik hukukun "içten aşındırılması" olarak yorumlanıyor. Emekli Yargıtay üyeleri, siyasallaşmanın 1926 ruhunu uygulamada zorlaştırdığına dikkat çekiyor.
Siyaset çevrelerinde, ülkenin laiklik, kadın hakları, eşit yurttaşlık ve insan hakları gibi temel değerleri kazanmış yurttaşların, demokrasinin tadını aldığının altı çiziliyor ve bu kazanımları asla gerisine gitmeyeceğini, meydanı Orta Çağ anlayışlarına bırakmayacağı da yüksek sesle dile getiriliyor.
Yorumlar
Yorum Gönder