ABD'de 7 Milyon İnsanın Protestosuna Hoşgörü Gösterirken, Türkiye Gazetecileri Zindana Atıyor!
Türkiye’deki basın özgürlüğü tablosu, son iki yılda "hukuki taciz" (judicial harassment) ve "fiziksel engelleme" kıskacında daralmaya devam etti.
Gazeteci meslek örgütlerinin (TGS, ÇGD ve RSF) 2025 sonu verilerine göre:
Gazetecilere karşı açılan "Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma" (TCK 217/A) davalarında %40 artış görüldü.
Tutukluluk Süreleri: Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı gibi isimlerin dosyalarında görüldüğü üzere; "kaçma şüphesi" olmamasına rağmen tutukluluğun bir ön infaz yöntemi olarak kullanılması %85 oranına ulaştı.
Erişim Engelleri: Yolsuzluk ve usulsüzlük haberlerine yönelik mahkeme kararıyla getirilen erişim engeli sayısı son bir yılda 15 bini aştı.
Ekonomik ve İdari Sansür: RTÜK ve BİK
İktidarın özgür ve muhalif basınla ilgili stratejisi sadece yargıyla sınırlı kalmadı.
RTÜK Cezaları: Eleştirel yayın yapan 5 ana kanala kesilen cezaların toplamı, iktidara yakın kanallara kesilen (sıfıra yakın) cezaların 200 katı büyüklüğüne ulaştı.
İlan Kesintileri: Basın İlan Kurumu (BİK), muhalif gazetelere yönelik resmi ilan kesme cezalarını bir "ekonomik silah" olarak kullanmaya devam etti.
Sokaktaki Bariyer. Gösteri ve Yürüyüş Hakkı
Türkiye'nin "Sınır Tanımayan Gazeteciler" (RSF) endeksindeki yerini aşağı çeken en büyük etkenlerden biri polis müdahaleleridir.
Engellenen Basın Açıklamaları: 2025 yılında gazetecilerin tutuklanmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen 12 büyük eylemin 10’una gazlı ve fiziki müdahalede bulunuldu.
Gözaltı Sayısı: Bu eylemlerde sadece dayanışma gösteren vatandaşlar değil, eylemi takip eden 85 gazeteci de darp edilerek engellendi.
Hukuk Devletinden Güvenlik Devletine
ABD'deki 7 milyonluk kitlenin "ulusal güvenlik tehdidi" sayılmaması, sistemin kendi meşruiyetine olan güvenini gösteriyor. Türkiye'de ise 1000 kişilik bir grubun attığı sloganın "devleti sarsıcı" kabul edilerek şiddetle bastırılması, iktidarın toplumsal rızadan ziyade korku ve bastırma mekanizmalarına yaslandığının açık bir kanıtı olarak ortada duruyor.
Gazeteci Merdan Yanardağ’ın diyalektik analizleri, İsmail Arı’nın belgelerle örülü hafızası ve Alican Uludağ’ın yargı koridorlarındaki hakikat arayışı üzerinden gazetecilerin hedef alınması, toplumun kolektif vicdanına vurulmak istenen bir mühür, kamusal iradeyi susturma teşebbüsünden başka bir şey değildir.
Yorumlar
Yorum Gönder