Çatı Çöktü, Devlet Seyretti: Barınma Artık Lüks, Geçinmek İmkânsız!

Türkiye’de barınma, anayasal bir hak olmaktan çıkıp iktidarın rant odaklı politikalarıyla bir 'servet transferi' aracına dönüştü. Milyonlarca vatandaş, fahiş kiralar ve mülksüzleştirme kıskacında onurlu yaşam hakkını kaybederken; devlet, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmek yerine toplumsal bir barınma krizinin mimarı oldu.

​Türkiye, Şubat 2026 itibarıyla tarihinin en derin barınma krizlerinden birini yaşıyor. Bir zamanlar orta sınıfın en temel hedefi olan ev sahibi olmak, mevcut iktidarın ekonomi ve kentleşme tercihleri nedeniyle artık ulaşılmaz bir hayale, kiracılık ise bir hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Sosyal devlet ilkesinin rafa kaldırıldığı bu süreçte, "barınma hakkı" anayasal bir güvence olmaktan çıkıp piyasanın insafına terk edilmiş durumda.

​İnsanı Değil, Sermayeyi Koruyan Düzen
Bugün yaşanan kriz, yalnızca bir arz- talep meselesi değil; iktidarın konutu "temel bir hak" yerine "bir yatırım aracı" olarak gören bilinçli tercihlerinin doğrudan bir sonucudur. Kamu kaynakları dar gelirlinin barınma sorununu kökten çözecek sosyal kiralık konut projelerine aktarılmak yerine, inşaat sektörü üzerinden sermaye transferine ve ranta kanalize edilmiştir.
​Spekülasyona Yol Verildi: Yabancıya vatandaşlık karşılığı konut satışı ve birden fazla konut sahipliğini teşvik eden vergi politikaları, piyasayı şişirmiş ve kendi vatandaşını kendi toprağında mülksüzleştirmiştir.
​Hukuki Güvenlik Zedelendi: Kira artışlarına getirilen popülist ve geçici sınırlamalar, kalıcı bir çözüm üretmek yerine mülk sahibi ile kiracıyı karşı karşıya getirmiş, toplumsal barışı ve hukuki öngörülebilirliği sarsmıştır.

​Anayasal İhlal

​Anayasa’nın 57. maddesi, devlete konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alma ve şehirlerin özelliklerini gözeten bir planlama yapma görevi yükler. Ancak gelinen noktada devlet, bu pozitif yükümlülüğünü yerine getirmekte sınıfta kalmıştır.
​Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, devletlerin vatandaşlarına "yeterli ve ödenebilir konut" sağlama zorunluluğunu vurgular. Maaşların büyük kısmının sadece kiraya gittiği, insanların deprem riski altındaki güvensiz binalarda fahiş fiyatlara oturmak zorunda bırakıldığı bir ortamda, AKP iktidarının eliyle bir insan hakları ihlali yaşanmaktadır.

​Toplumsal Çöküş ve Mülksüzleştirme Siyaseti

​İktidarın "sosyal konut" vaatleri, 2026 yılı gerçekliğinde halkın geçim derdi karşısında sembolik kalmıştır. Gençlerin aile kuramadığı, emeklinin kirasını ödeyemediği bu "mülksüzleştirme siyaseti", toplumun temel direklerini sarsmaktadır. Mahkemelerdeki kira davaları dosyaları, sadece birer hukuki uyuşmazlık değil; iktidarın barınma politikasındaki iflasının tescilli belgeleridir.

​Barınma hakkının bu denli ağır bir şekilde ihlal edilmesi, bir yönetim zafiyetinden öte, siyasi bir tercihin bedelidir. Halkın en temel hakkı olan güvenli bir çatı altında yaşama hakkı, piyasanın vahşi dinamiklerine ve liyakatsiz yönetim anlayışına kurban edilmiştir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!