Kayıtlar

Sandık Var Ama 12 Eylül İzleri Sürmekte

Resim
Tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 45 yıl geçmesine rağmen, Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti ve özgürlükler tartışmaları gündemin merkezinden düşmüyor. Son dönemde yaşanan gelişmeler ise, "sivil otoriterlik" kavramının ne kadar geçerli olduğunu yeniden sorgulatıyor. 1980 darbesinde siyasi partiler kapatılmış, liderler gözaltına alınmıştı. Bugün ise doğrudan parti kapatmaları yerine, bazı muhalif belediye başkanlarının görevden alınması ve yerlerine kayyum atanması, muhalefet liderlerinin yargı süreçleriyle siyaset dışına itilmesi eleştiriliyor. Hukukçulara göre bu uygulamalar, demokratik temsil hakkının zayıflamasına ve siyasal rekabetin daralmasına yol açıyor. Yargının Bağımsızlığı ve Anayasa Tartışmaları Darbe döneminde anayasa askıya alınmış, yeni bir anayasa yapılmıştı. Bugün anayasa hâlâ yürürlükte olsa da, yüksek yargı kararlarının uygulanmaması veya geciktirilmesi “anayasal düzenin fiilen zedelenmesi” olarak yor...

Polis Şiddeti CHP’yi Kritik Eşiğe Getirdi: Stratejik Karar Yolda!

Resim
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda yaşanan polis müdahalesi, yalnızca bir il binasının meselesi olmaktan çıktı; Ankara’da siyasetin tansiyonunu yükseltti. Yaralanmaların ardından gözler, CHP’nin TBMM’deki en kritik platformlardan biri olan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda nasıl bir tutum alacağına çevrildi. Olay, bir kez daha Türkiye’de diyalog siyasetinin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. Şimdi CHP’nin vereceği karar, yalnızca bir taktik değil, siyasetin geleceğini şekillendirecek bir mesaj olacak. Üç Yol, Üç Farklı Türkiye Fotoğrafı 1. Masadan Kalkmak: “Biz Yokuz!” CHP, yaşananları sert bir dille protesto edip komisyondan çekilebilir. Bu adım, tabana güçlü bir mesaj verir: “Bize şiddet uygulayanlarla barış konuşmayız.” Ancak bu karar, diyalog kanallarını kapatmak ve süreci kilitlemekle eleştirilebilir. Bu durumda İktidar cephesi, CHP’yi “barış sürecini baltalamakla” suçlayabilir. 2. Masada Hesap Sormak: “Önce Hesap Verin!” CHP, komisyon topla...

Meclis Başkanlığı Koltuğu Seyirci Koltuğu Değildir!"

Resim
Türkiye siyaseti bir kara gün daha yaşadı. CHP İstanbul İl Başkanlığı’na zorla kayyum atanması sırasında, barışçıl şekilde direnen CHP’li milletvekilleri polis şiddetine maruz kaldı. Biber gazı, tazyikli su ve fiziki darp ile dağıtılan milletvekillerinin çığlıkları ekranlara yansırken, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un tepkisizliği ülke gündemine oturdu. Meclis’in tarafsızlığına ve millet iradesine sahip çıkması gereken bir isim olan Kurtulmuş, Milletvekillerine sessiz kalarak yalnız onların dokunulmazlıklarını değil kendi dokunulmazlığını ve tüm meclisin dokunulmazlığını da savunamamış oldu.  Yaşananları yalnızca izlemekle yetindi. Ne bir kınama, ne bir çağrı… Olayların sıcaklığı içinde sarf edilen tek kelime dahi yoktu. Bu tavır, demokrasiyi savunması gereken makamın tarafsızlık ilkesini tamamen yok saydığı yorumlarına neden oldu. Toplumun geniş kesimlerinden sert tepkiler yükseliyor. Hukukçular, sivil toplum örgütleri ve akademisyenler “Meclis Başkanı, milletin seçil...

“Hukuku Tanımıyorum” Diyenler Bugün CHP'ye Ders Veriyor. Adalet ve Tutarlılık Nerede Kaldı?

Resim
Erdoğan ve Bahçeli’nin geçmişte Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımadıklarını açıkça söylemeleri, bugün CHP’ye “hukuka saygı” dersi vermeleriyle birleşince kamuoyunda çifte standart tepkisi büyüyor. Bugün AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP’yi hedef alan açıklamalarında yargı kararlarına uymayanlar olduğunu ima ederek, hukuk devletine vurgu yaptı: “Türkiye'de hiç kimse hukukun kapsama alanı dışında değildir. Mahkeme kararlarını eleştirmek ayrı şeydir; tanımamak ayrı şeydir…” ifadeleriyle CHP’ye hukuk saygısı çağrısında bulundu . Oysa aynı Erdoğan, 2016 yılında Anayasa Mahkemesi’nin Cumhuriyet Gazetesi yöneticileri Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliyesine dair verdiği karar hakkında şu sözleri sarf etmişti: “Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim, verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum.”  Bu anlayış siyaset çevrelerinde, "Tutarlı olmayan ileri geri tutum, hukuk ve demokrasi adına utanç verici bir...

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Resim
TBMM Çocuk Kreşi’nde son dönemde yaşanan gelişmeler, hem çalışanlar hem de veliler arasında ciddi rahatsızlık yarattı. Yaklaşık iki ay önce göreve başlayan kreş müdürünün, velilere yönelik bilgilendirme toplantısında yaptığı açıklamalar tepkilere neden oldu. Müdür, personel giriş kartlarının artık okutulmayacağını ve velilerin saat 17.00’den sonra kreş bahçesinde bulunamayacağını duyurdu. Asıl tartışma ise ders müfredatına ilişkin. Kreşteki “Değerler Eğitimi” başlığı altına din dersi eğitiminin eklendiği iddia edildi. Birçok veli bu duruma itiraz ederek, “Çocuğumuza din konusunda gereken eğitimi biz kendimiz veririz, bu bizim aile hakkımızdır” diyerek tepkilerini dile getirdi.  Veliler, laik eğitim ilkesinin ihlal edildiğini savunuyor. Kulislerde konuşulanlara göre sadece müfredat değil, personel politikaları da çalışanların tepkisine yol açıyor. TBMM Destek Hizmetleri Başkanlığı’nda temizlik kadrosundan sorumlu başkan yardımcılarının altı ayda bir değiştirildiği, dışar...

Silivri'de Skandal: Baro Odasına Giriş Engellendi!

Resim
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, Silivri'deki mahkeme salonunda yaşanan bir dizi sorun nedeniyle hükümeti ve Adalet Bakanlığı'nı sert bir dille eleştirdi.  Sosyal medyadan video paylaşımı yapan Kaboğlu, mahkeme salonuna girişte ki İstanbul Barosu'na tahsis edilen odaya bile giremediklerini belirterek, bu durumun adil yargılanma hakkının nasıl ihlal edildiğini gözler önüne serdiğini ifade etti. Kaboğlu, "Duruşmanın yapılacağı Silivri'deki mahkeme salonuna geldim. Ancak İstanbul Barosu'na tahsis edilen odaya bile giriş yapamıyoruz. Bu durum bile adil yargılanma hakkının nasıl zedelendiğini açıkça ortaya koyuyor," dedi.  Eleştirilerinde, baro odasına erişim engellerinin, sadece baro yönetimi değil, aynı zamanda tüm yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini tartışmalı hale getirdiğini vurguladı. Bu gelişmeler, Türkiye'de adalet sistemine dair uzun süredir devam eden tartışmaları yeniden alevlendirdi.  Kaboğlu'nun açıklamaları, ...

102 Yıllık Cumhuriyetin 75’te Donduğu Dönem: Mirası Tüketen Karanlık Süreç!

Resim
Türkiye Cumhuriyeti, 102. yılında ekonomik, sosyal ve demokratik sorunlarla boğuşuyor. 2002’de “yoksullukla, yolsuzlukla ve yasaklarla mücadele” vaadiyle iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 2016’dan itibaren Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) desteğiyle 23 yıllık bir yönetim sergiledi.  Bu süreçte, Cumhuriyet’in sanayi birikimi özelleştirmelerle elden çıkarılırken, ekonomik ve demokratik gerileme dikkat çekti. “Türkiye 75. yılında kaldı” ifadesi, ülkenin 1998’deki kalkınma ivmesini kaybettiğini gösteriyor. Cumhuriyet’in Kazanımları Elden Çıktı Türkiye, 1923’te Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde sanayi hamlesi başlattı. Sümerbank, Etibank, SEKA, TEKEL gibi kurumlar, ülkenin ekonomik omurgasını oluşturdu. 2002’den itibaren AKP, özelleştirme politikalarını hızlandırdı; 2016 sonrası MHP’nin desteğiyle bu süreç devam etti. Resmi verilere göre, 273 kamu kurumu özelleştirildi ve 63 milyar dolar gelir elde edildi. Ancak bu gelir, yeni yatırımlar yerine büt...